Hikmet Çetin’i ağırladık...

Mülkiye İşinsanları Derneği'nce düzenlenen, Türkiye için Mülkiye Buluşmaları konferans dizisi kapsamında, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlarımızdan ve Dışişleri Eski Bakanlarından Hikmet ÇETİN, “ 2020 ve Sonrasında Dünyada Beklenen Gelişmeler Işığında Türk Dış Politikası” konulu konferansta önemli ve güncel konuları dile getirdi:

Hikmet Çetin"59 yıl önce mezun olduğum Mülkiye’ye bugün bu konferans vesilesi ile tekrar gelmekten mutluyum. Dün, Mülkiye’nin kuruluşunun 160'ıncı yılını kutladık. Bugün ayrıca kadınlara seçme ve seçilme hakkının verilişinin 75’inci yılını kutluyoruz. Böyle bir günde burada olmaktan çok mutluyum.
Suriye; Türkiye-Avrupa Birliği; Türkiye - Amerika ilişkileri başlıbaşına önemli konular.
Öncelikle nasıl bir dünyada yaşıyoruz?
Her şeyin çok hızlı değiştiği bir dünyada yaşıyoruz. 90'ların başında Varşova Paktı dağıldı. Bu Pakt’ın kansız bir şekilde dağılmasına karşın öte tarafta Yugoslavya gibi küçücük bir ülke dağılırken kan döküldü. İki kutuplu dünya bitince Amerika Birleşik Devletleri tek süper güç olarak ortada kaldı. Artık demokrasi ve insan haklarının egemen olacağı bir dünya beklenirken bölgesel çatışmalar baş gösterdi. Yugoslavya örneği ve birçok bölgesel çatışma birbirini izledi. İki kutuplu dünyanın şöyle bir özelliği vardı: bir denge vardı bu da nükleer silahlar nedeniyle bir “dehşet dengesi” idi. Sovyetler birliği'nin tekrar toparlanması fazla sürmedi. Çin gibi bir başka denge unsuru ortaya çıktı. Amerika Birleşik Devletleri tek güç olma özelliğini kaybetti. Şimdi sorunlar var mı? Var. Aşırı sağ, yabancı düşmanlığı, ötekileştirme giderek yayılıyor.

Küresel bazda tüm bunlara bakınca öncelikle dört ana akım üzerinde duracağım:
Birincisi; hızla gelişen teknoloji ve bununl birlikte toplumsal yaşamda hızlı değişimler;
İkinci olarak; bir tarafta küreselleşme diğer tarafta gelişen popülizmlerle aşırı hareketlerin güçlenmesi; demokrasilerin kan kaybetmesi; diğer yanda ise korkuyu yenen gençliğin kitlesel gösterileri;
Üçüncü olarak; sınırları aşarak küreselleşen kriz ve tehditler. Örneğin iklim değişiklikleri tüm dünyayı etkiliyor, göçler sınırları anlamsızlaşırdı, terörizm ve yoksulluk genişledi.
Dördüncü olarak; dış politika ile iç siyaset arası çizginin yok olması; dış politikanın iç siyaset aracı olması olumsuzluğu. Bu sadece Türkiye'de değil tüm dünyada söz konusu.

2020’ de hızla değişen dünyadan kopmamak için, bunlardan nasıl ders çıkarmalıyız?
Teknoloji, bilim ve bunlara dayanan eğitim sistemine öncelik verilmelidir. İnanılmaz biçimde kötüye giden bir eğitim sistemimiz var. Yeniliklere açık bir toplum olmalıyız;
Sandık, demokrasi için gerekli ama yeterli değildir. Çoğunluğun demokrasisi değil “çoğunlukçuluğun demokrasisi” ni gerçekleştirmelidir;
Irk, din ve mezhep eksenli ideolojilerin yeşermemesi için yüksek standartlı özgürlükçü bir demokrasi gerçeklestirilmelidir;
Bilime dayalı eğitim, yapısal hale gelmelidir. Her ilde üniversite açmak, sorunu çözmez;
Bütün farklılıkların, kendini ifade edebildiği bir siyasi sistem gerçekleştirilmelidir;
Katı merkezi yönetim anlayışlarının, soruna çare olmadığını görmeliyiz;
Sınıraşan tehditlerle mücadele ederken, ülkemizin kapasitesinin de bilincinde olmalıyız;
Başta komşularımızla olmak üzere, uluslararası aktörlerle dayanışmamızı güçlendirmeliyiz;
İdeolojiye göre dış politika yürütmekten ve dış politikayı iç siyasetin aracı yapmaktan kaçınmalıyız dış politika partiler üstü olmalıdır;

Hikmet ÇetinBu genel önermelerden sonra Türkiye'yi 2020 ve sonrasında bekleyen sorunlar nelerdir?
1. Avrupa Birliği ile ilişkiler;
2. Suriye, Irak ve İran konuları;
3. Amerika Birleşik Devletleri ve NATO;
4. Rusya ile ilişkiler;
5. Doğu Akdeniz, Kıbrıs ve Yunanistan konuları;
6. İsrail ve Filistin konusu;
7. Düzensiz göç ve sığınmacılar sorunu;
8. Sınırı aşan güvenlik tehditleri ve
9. İklim değişikliği, kaynakların etkin kullanımı ve yeniden üretimi.

Türkiye Avrupa Birliği ilişkileri karşılıklı yanlışlar nedeniyle durma noktasına gelmiştir.
Suriye ile ilgili yanlış politikalar, bizi çıkmaza götürmüştür. Temel politikamızı “Esad gitmelidir” tezi üzerine kurduk, oysa “yerine kim gelecek” sorusunun cevabını bulamadık. Libya, Tunus, Mısır deneyimlerine bakılarak, hepsinde yönetime Müslüman kardeşler geldi, Suriye'de de müslüman kardeşlerin egemenliğinin bir haftada kurulacağı, Emevi Camii' nde namaz kılınacağı tezi vardı.O zamanki Dışişleri Bakanımızın basındaki demeci şu idi: “100.000 sığınmacı bizim kırmızı çizgimizdir.” Sekiz yıla girdik hiçbir varsayım tutmadı. Barıştan yana değil savaştan yana politikalar giderek Türkiye'yi çıkmaza götürdü. Türkiye'nin güvenliği Suriye'nin güvenliği ile beraberdir. Burada olması gereken Esat ile bir an önce oturup konuşmak.
Bizim görev yaptığımız dönemde Temel yaklaşımımız, bölge sorunlarını bölge ülkelerinin çözmesinden yana olmuştur. Irak'ta Amerika'nın müdahalesinden bu yana huzur ve istikrar sağlanamadı. İran, sıkıntılı günler geçirmektedir rejim ile toplum arası gerilim artmaktadır. Amerika’nın İran'a müdahalesi olası bir konu. Türkiye, bölgesel sorunlarda daha hassas davranmalıdır.
Amerika Birleşik Devletleri ile biriken ikili sorunlar önemli bir noktaya gelmiştir.
Rusya ile ilişkiler, turizm, müteahhitlik ve enerjiden sonra savunma sanayiini de içine alacak şekilde genişlemektedir. Bunlar, sanılanın aksine sağlıksız bir bağımlılığa dönüşme riski de taşımaktadır
2020'nin en sıcak konularından biri de Doğu Akdeniz'deki petrol ve doğalgaz sorunları olacaktır. Bu konu, Kıbrıs ve Türk Yunan ilişkilerini de etkileyecek düzeydedir. Doğu Akdeniz konusunda ülkelerarası diyalog kurmakta ciddi zaman kaybettik.
Libya ile olan ilişkiler barış yolları ile gerçekleşirse olumlu bir konudur ancak mevcut hükümeti Amerika, Rusya ve Suudi Arabistan gibi bir çok ülke tanımıyor, ne olacağı belli olmayan bir nokta.
İsrail - Filistin sorunu, Ortadoğu' nun temel sorunu olmayan devam edecektir.
Düzensiz göç, sığınmacılar ve terör konusu, Türkiye, Avrupa ve dünyayı uzun süre meşgul edecektir.
İklim değişikliğinin, dünya üzerinde çok önemli etkileri olacaktır.

Bu noktada önerilerimi sıralamak isterim;
Bizim politikalarımız, anayasa ile uyumlu, laik, demokratik, sosyal hukuk devleti temellerinde, uyumlu ve tutarlı olmalıdır. Cumhuriyetin dış politikaları, özenle seçilmiş doğru politikalardır. Dış politikamız, mezhep eksenli, geçmişin özlemi değil, geleceğe bakan bir politikanın ürünü olmalıdır, barışçı bir dış politika izlenmelidir.
Atatürk, 1930'ların başlarında bir savaş öngörür; zira o döneme kadar yapılan anlaşmaların haksızlıklar içerdiğini görür. Peki ne yapar? Türkiye nasıl güven altına alınmalıdır?
Atatürk, öncelikle, komşularla iyi ilişkilere önem veriyor; ne yapıyor, Kurtuluş Savaşında savaştığı Venizelos Türkiye'yi ziyaret ediyor.
Dünyada henüz gündemde değilken bölgesel işbirliğini gündeme getiriyor ve Sadabat Paktını kuruyor. Balkanlarda işbirliğine gidiyor, “öncelikle komşularla güven içinde olmalıyım” diyor. Bugün, iyi ilişkilerimiz olan bir tane komşumuz yok; komşularımızla iyi ilişkilerimiz yok.
Atatürk’ün, 1932 - 33’ te adeta vasiyet niteliğinde söyledikleri bugün aynen geçerlidir;
Atatürk;
- Bölge ülkelerinin, özellikle Arap ülkelerinin iç ilişkilerine ve aralarındaki ihtilaflara ​karışmamalıyız;
- Sovyetler Birliği ile Kurtuluş savaşı'ndaki ilişkilerimiz önemlidir dış politika yürütülürken ​Sovyetler birliğini tahrik edecek politikalara girilmemelidir;
- Batı ile ilişkilerimiz önemlidir ama bunu yaparken Batı’nın emperyalist emellerine alet ​olmayın;
diyor.
Aksini yaptığımızda neler olduğunu da gördük.
2020'de Suriye, İsrail ve Mısır ile karşılıklı büyükelçiler atanmalıdır. Mısır, 70-80 milyon nüfuslu büyük bir ülkedir ve bu ülke ile ilişkilerimizin önemini iş insanlarımız iyi bilirler ama yıllardır büyükelçimiz yok.
Biz, Musevileri sadece İsrail ile sınırlı zannettik; oysa Türkiye dışına çıkıldığında, dünyada bize en çok destek olanlar Musevilerdir. Bu desteği kaybettik. Bu yüzden, AmerikanTemsilciler Meclisinde aleyhimize çıkan son karar, büyük bir ekseriyetle çıkmıştır. Medyada, finansta ve üniversitelerde dünyada önemli güç sahibi olan bir nüfus ile ilişkilerimizi ikili ilişkilere dayalı olmadan kestik. Oysa burada önemli olan Türkiye'nin çıkarlarıdır
Avrupa birliği ile ilişkilerin canlandırılması önemle ele alınmalıdır. Avrupa Birliği'nin savunduğu evrensel değerlerin gerçekleşmesi, tam üyelik olmasa da önemlidir
Uluslararası planda Türkiye'nin içine düştüğü yalnızlık ve itibar kaybını gidermek için yurtta barış dünyada barış ilkeleri doğrultusunda, Ortadoğu, Balkanlar ve Kafkasya' da barışın öncülüğünü yapmalıyız. Türkiye, bölge dışı güçlerin bölgeye müdahalesine mutlaka karşı çıkmalıdır. Şimdiye kadar dış müdahalenin çözüm getirdiği hiçbir ülke görülmemiştir
ABD ve Rusya ile dış politikada tarafları bir terazide dengeleme değil, Türkiye’nin çıkarları doğrultusunda ikisini de dengede tutacak bir politika izlenmelidir. Rusy aile savunma sanayiine bağımlı olacak kadar ileri bir politikadan kaçınılmalı, dikkatli olunmalıdır.
ABD ile ilişkilerde Ülke yararını esas alan gerçekçi politikalar kurulmalıdır. “Stratejik Ortak” tanımlamasınsan vageçilmelidir. ABD’nin iki stratejik ortağı vardır onlar da İngiltere ve İsrail’dir.
2020 yılı İran Yılı olacaktır. Türkiye ABD’nin hukuksuz politikalarının değil İran’ın yanında olmalıdır. İran’ın istikrarı, Bölgenin istikrarı demektir.
Son olarak, Kürt konusuna da değinmek isterim. Kürt konusu, bölgeyi aşmış, uluslararası bir boyut kazanmıştır. Terör sorunu ile Kürt konusu birbirinden ayrıştırılmalıdır. Bunlar yapılırken içeride demokrasi üst düzeyde tutulmalıdır."